Söylenecek Şeyler Var...

Dünyada ezber bozan şeyler oluyor

 

Ortadoğu ülkeleri halkları konuşma haklarının, gösteri yapma haklarının olduğunun farkına vardılar ve “halk isteyince yapar” sloganının varlığını keşfederek sokaklara dökülüp Mısır’ın tarihindeki bir ilke imza attılar. Ama önemli olan bundan sonraki süreç. 

 

21. yüzyılda Orta Doğu’da yeni bir tarihin başlangıcı yazılıyor.

 

Türkiye, daha da karmaşık bir siyasal ortama sürükleniyor. Umut verici hiçbir şey de gözlemleyemiyorum. Bütün olan bitenin yanı sıra bir yandan AB süreci devam ediyor; diğer yandan da Türkiye Ortadoğu’ da liderlik koltuğuna oynamaya çalışıyor. KKTC ile ilişkilerde çatırdamalar gözlemleniyor.

 

21. yüzyılda Türkiye için de yeni bir tarihin başlangıcını yazma amacı var.

 

Dört ay sonra genel seçim var. Ancak “ileri demokrasi” ile yönetilmeye çalışılan Türkiye’de hiç de demokratik olmayan bir seçim maratonuna şahit olacağız. Referandumda bunun provasını izledik. İktidar partisi hiçbir muhalefet partisinin pankartının, birkaç saatten fazla, bulunduğu yerde kalmasına izin vermedi; hemen toplattı. Caddelerdeki hemen hemen tüm ilan panolarında sadece AKP’nin ilanları vardı. Bu seçimlerde muhalefet partileri seslerini pek duyuramayacaklar; çünkü AKP onları engellemek için elinden geleni yapacak. Ama eğer ellerini biraz çabuk tutup iyi örgütlenmeye, halka kendilerini ve programlarını iyi bir dille anlatmaya başlarlarsa durum değişir. Çünkü şu anda gözlenen gerek CHP ve MHP gerekse diğer muhalefet partileri yine bilindik, eski söylemler, cümleler, hitaplarla halka bir şeyler anlatmaya çalışıyorlar. Ama halk bunların tekrardan öteye gitmediğinin farkında. O nedenle, eğer AKP’ nin bu seçimde yenilgiye uğramasını istiyorlarsa kendilerine çeki düzen vermeliler ve seçmenlerine elle tutulur ve yeni programlarla seslenmelilerdir.

 

****

 

Özgürlük

 

“İleri demokrasi” ile yönetilmeye çalışılan ve halkının tam anlamıyla “özgür” olduğu bir ülkede “kalemlere sus !” diyen, “muhalifsen, gel bakalım kodese!” diyen kim veya kimler acaba?

 

Beğenin veya beğenmeyin, sevin veya sevmeyin kalemlere “sus bakalım!” demek ancak diktatörlük rejimlerinde geçerlidir. O zaman düşünelim bakalım, Mısır mı Türkiye olacak yoksa Türkiye mi Mısır olacak…

 

****

 

Poliseye roman yazması gerekenler

 

Akşam gazetesi yazarlarından Gürkan Hacır’ ın 6 Şubat tarihinde “Dünyayı kim yönetiyor sahiden…” başlıklı yazısını okuyunca “yok artık!” dedim içimden.  Yazıdan birkaç bölüm:

 

Her toplumsal olayı Amerika veya İsrail'e bağlamak bence kolaycılıktır.” diyor Gürkan Hacır yazısının başlangıcında, ama yazının devamında kolaycılığa kaçıyor.

 

“Hükümetler, sivil toplum kuruluşları, ordular, aklınıza güç odağı olarak gelen ne varsa CFR'nin ya kontrolünde ya da hedefindedir. Her şey ama her şey uzun planlar dahilinde yürürlüğe konur. Ve tek dünya imparatorluğuna gitmek için engeller birer birer ortadan kaldırılır. Şimdi durumu anladınız mı? Neden öyle sokağa dökülünce devrim olmaz... Veya her isyan ve kaos nihayetinde küresel güçlere hizmet eder!.. Mısır'daki isyanda da yaşanan budur, Davos'taki meydan okumada da!..”

 

Bu tip yazıları Yalçın Küçük’ten okumaya çokça alışık olan halkımız ikinci bir Yalçın Küçük ile karşı karşıyadır. 

 

Sanırım, bu tip yazılar prim yapıyor diye bir kısım “köşeci” ler böyle yazılar yazmaya devam ediyorlar. Ama bence hata yapıyorlar. Köşe yazısı yazacaklarına polisiye roman yazsalar daha ünlü olurlar ve daha çok para kazanırlar, üstelik misyonlarına da uygun bir alana geçmiş olurlar.

 

****

 

Ahlak kumkuması

 

Bu tanıma en uygun olan isimlerden biri de Hıncal Uluç’tur. Defne Joy Foster’ ın ölümünün ardından yazdığı yazı da bunun kanıtıdır. Hıncal Uluç, zoraki gülüşü, entelektüel görünme ve algılanma çabası, sahte iyilikseverlik sözcükleri ile “-mış” ve “-muş” ları çokça olan bir insan. 26 Ocak'ta Reha Muhtar kendisi hakkında bir yazı yazmıştı. Yazısına “İçindeki zalimlik ve kötülük yapma arzusu hiç bitmiyor değil mi Hıncal Abi?..” diye başlıyor  ve Sezen Aksu’nun “Sen zalim bir insansın Hıncal...” dediği ve daha neler dediği ile devam edip bu "yazar"ı anlatıyor. Hıncal Uluç’un nasıl bir maskeyle dolaştığı Reha Muhtar’ ın bu yazısıyla bir kere daha kanıtlanmış oluyor. İyi eğitim almış, görmüş geçirmiş birinin böyle bir maskeyle dolaşıyor olması ve birçok insan tarafından da “sevilmeyen adam”  olarak kabul edilmesi ne kadar acı. Eğitimin ve güngörmüşlüğün kişinin, insani özellikler taşıdığını kanıtlamadığı da bir gerçek.

 

Çuvaldızı önce kendinize batırın Hıncal Uluç.

Her şeyi en iyi bilen siz değilsiniz, unutmayın isterseniz.

 

****

 

Yılın Milliyetçisi seçildi

 

“Irkçılığa ve Milliyetçiliğe Dur De Girişimi” 2010 yılı boyunca her ay Türkiye’den “Ayın Irkçısı”nı seçti ve “Yılın Irkçısı”nı seçmek üzere bir oylama yaptı. 2010 yılında Ayın Irkçısı seçilen 10 aday arasında oylama yapıldı. Toplam 2716 oy kullanıldı ve Yılmaz Özdil oyların %19‘unu alarak  “2010 Yılının Irkçısı Ödülü” nü kazandı.

 

Tebrikler Sayın Özdil. Fazlaca hak ettiğiniz bir ödül aldınız, ama maalesef henüz bu konu hakkında bir yazı yazmadınız. Merakla teşekkür yazınızı bekliyoruz.

 

Merak edenler için; Yılmaz Özdil’den sonra en çok oy alanlar (ilk beştekiler) sırasıyla Bursaspor taraftarları (%18), İstanbul Barosu Yönetim Kurulu (%15), Cemil Çiçek (%14), Kurtlar Vadisi Pusu senaristleri (%10).

 

 İlk yayınlanma yeri : www.iparhaber.com.tr

 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !