İlgi, Bilgi, Beceri, Paylaşı

• 22/5/2008 - Yeni Pazarlama Modeli


Tüketicilerin değişimleri nedeniyle pazarlama da değişmeye, kendini yenilemeye ve geliştirmeye başladı. Bu doğrultuda yeni pazarlama modeli şöyle olacaktır:

 


• Yeni müşteri kazanmak yerine mevcut müşterilerin korunması esas olacak. Firmalar, "sürekli satın alan sadık müşterileri"ni yaratacaklar.Yani, bir nevi, firmanın fanatiği haline gelmiş müşteriler
yaratma çabası olacak. Ve bu doğrultuda yeni pazarlama stratijelerini belirleyecekler.

 

 

• Teknoloji daha fazla kullanılmaya başlanacak ve yeni teknolojinin tümü pazarlamanın kullanmaktan vazgeçemeyeceği özelliği haline gelecek. Özellikle daha çok M-Pazarlama (Mobil Pazarlama) ve E-Pazarlama (Elektronik Pazarlama) yapılacak. Çünkü teknoloji, internet ve cep telefonunda hızına yetişilemeyecek bir şekilde gelişiyor ve pazarlama açısından da zaten şimdiden çok önemli mecralar haline geldiler.

 

 

• Pazarlama, farklılaşmaya odaklanacak. Ürününü, hizmetini rakiplerinden farklı bir şekilde tüketiciye sunan firma kazanacak. Aslında burada devreye "Pazarlama İnovasyonu" giriyor. Dünyada inovasyon çok önemli hale geldi. Çünkü rekabet çok büyük ve yapacak başka bir şey kalmadı. Şimdiye kadar nelerle rekabet edildi :
> Fiyat : Rekabet edemiyoruz. Çünkü Çin her türlü pazara hakim oldu.
> Kalite : Rekabet edemiyoruz. Çünkü standart hale geldi.
> Teknoloji : Rekabet edemiyoruz. Çünkü artık tek başına teknoloji bir farklılık yaratmıyor.
Bundan sonra ise rekabette artık tek bir unsur önem kazandı : farklılık yaratmak.

 


Bütün bunların ışığında pazarlamanın farklı ve yeni bir şekilde icra edileceğini öngörebiliriz. Bu icra sırasında MQ (Marketing Quotient - Pazarlama Zekası) nun da rolünün oldukça büyük olacağı da yadsınamaz bir gerçektir. Ve bu farklılığın, yeniliğin ve gerçeğin pazarlamanın yeni çağa ayak uydurması açısından olumlu olacağını söyleyebiliriz.

 


 

------------------

Tolunay Şahin

Mayıs 2008

 

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 6/2/2008 - İsimlendirme Hataları - Murat Saylan

Pazarlama ve satış açısından markaların isimlerinin ne kadar önemli olduğunu biliyoruz. Ne zamandır benim de üzerinde düşündüklerimi ve gözlemlediklerimi Sayın Murat Saylan kaleme almış. Marka olma yolunda adım atan şirket yöneticilerine bu yazının çok faydalı olacağını düşünüyorum.

Tolunay Şahin

******************************************************************

Markalara isim verilirken yapılan hataların daha sonra çok pahalıya mal olduğunu biliyor muydunuz?


İsimlendirme hatalarına dair ibret verici örnekler;

• Colgate Fransa'da “Cue" isimli bir diş macunu piyasaya sürdü. Ama "Cue", Fransa’da kötü bir ün yapmış Pornografi dergisinin ismiydi.

• Reebook, 1997'de bayan koşu ayakkabısı Incubus'u piyasaya sürdüğünde bir pazarlama fiyaskosu yaşadı. Çünkü Incubus kadınlara uyurken tecavüz eden bir mitoloji kahramanıydı.

• Ford'un Pinto modeli Brezilya'da istenilen satış rakamlarına ulaşmamıştı. Çünkü Brezilya'da pinto kelimesi argo olarak "küçük erkek organı" anlamına geliyordu. Ford tüm arabalarındaki Pinto markasını söktürdü ve "At" anlamına gelen Corcel ismini yazdırdı.

• Mitsibushi, 4x4 aracının model adını İspanya’da değiştirmek zorunda kaldı. Çünkü Pajero, İspanyolcada mastürbasyon anlamına geliyor.

• Beko, Rusçada hafif kadın anlamına geliyor. Arçelik’in isim olarak yurtdışında handikaplı olduğunu düşünen ve Beko’yu yaratan ekibin hemen yanı başımızdaki Rusya’ya (Rusça’ya) uygunluğunu araştırmamış olması sizce onlara kaça mal olmuştur?

• Almanların sanayi ve ev tipi temizlik makinelerinin markası “Fakir”i Türkiye’de evlere sokmak zor olacaktır. (Şu anda Fakir zaten haneleri hedeflemiyor)

• İlk nalbur hipermarketimiz Alman orijinli “Götzen” sizce neden Türkiye’de tutunamadı? (Götzen’e gitmek yemedi.)

• Tüylüoğlu Fırını’nın sizce şansı veya şansızlığı nedir?

• Kasap marketi zinciri “Şalvarlı Et” pörsümüş etler mi satmaktadır? Eğer değilse, etleri neden şalvarlı olsun ki?

• “Gotu Kolla” şifalı bir bitkinin Latince adı. Bu ada sahip bir bitiksel ilacı Türklere satabilir misiniz? (Ama satmaya çalışanlar var)

• “Scholotsky’s Dell’in başarısız olmasının bir nedeni de adıdır. Tellaffuzu zor, anlaşılması zor, yazımı zordur.” (David Aeker söylüyor) Sizce Isızu, Daihatsu ve Suzukineden yıllardır yerinde sayıyor?

• Commercial Union adını Aviva yaptıktan sonra hızla büyümeye başlamıştır.

• Internazionale adını kısaltmıştır ve Inter yapmıştır.

• Güllüoğlu, yurtdışı için yeni bir marka yaratmak zorundadır. Bkz; Lalin.

• General Motors, yeni bir Chevrolet’ye, İtalyan silah imalatçısından izin almaksızın “Baretta” adını verdiğinde, açılan dava General Motors’a 500 bin dolara patlamıştı.

• Harlem Savings Bank of New York, büyüyünce hem Harlem’in hem de New York’un dışında şubeler açtı. Adlarını yanlış koyduklarını anlayınca 10 milyon dolarlık ek masrafla adlarını Apple Bank’a çevirdiler.

• 1900’lü yılların başlarında yayına başlayan House&Garden çok popüler bir bahçe dergisiydi. Zamanla başarı onları şımarttı. 1987’de adlarında değişikliğe gittiler. “HG” oldular. İsim değişikliğinden sonra çöküş başladı. Neyse ki, çok geç olmadan hatalarının farkına vardılar. 1993’te eski adlarına döndüler. Şimdi yine zirvedeler.

• The Shawshank Redemption, hayatınızda seyredebileceğiniz en güzel filmlerden biri. Oscar da aldı. Ne yazık ki, ismi kötü seçildiği için 27 milyon dolara mal olan bu film 18 milyon dolar gişeyi ancak yapabildi. Türkiye’de daha güzel bir isimle vizyona girdi. “Esaretin Bedeli”

• Yatak üreterek ve satarak iş hayatına başlayan Yataş, bir gün mobilya sektörüne de girebileceğini kestirebilseydi, adını sizce Yataş koyar mıydı?

• Televizyon sehpaları üreterek ve satarak iş hayatına başlayan Teleset, sizce şimdi bir mobilya markası mı, telekomünikasyon markası mı?

Yukarıdaki case-study’leri okuduktan sonra isimlendirme hatalarını aşağıdaki gibi sınıflandırabiliriz.

Pişti isimler: tescil araştırması yapılmadan koyulan isimlerdir. Ya yurtiçinde ya da yurtdışında böyle bir marka varsa ve sizden önce tescil edildiyse, yandınız demektir.

Türkçe karakterler: Dikkat etmemiz gereken bir konu da marka adının uluslararası alanda uygulanabilirliğidir. Batı dillerinden farklı bir yapıya sahip olması nedeniyle Türkçe marka ve şirket ismi seçerken daha dikkatli olmayı zorunlu kılıyor. Özellikle dünyada marka olmak isteyen yerli şirketlerin markalarını isimlendirirken her durumda hecelenmesi, telaffuz edilmesi ve yazılması kolay isimleri seçmeleri gerekiyor. İçinde Ç, Ö, İ, Ş, Ü, Ğ, H, V ve C harfleri olan isimlerin yazılması ve okunmasında sorun çıkacağından dikkat edilmesi gerekiyor.

Uygunsuz isimler: Koyduğunuz isim başka dillerde kötü anlam içermemelidir. Aksi durumda dünya markası olmanız zorlaşır.

Geleceği göğüsleyemeyen isimler: Adınız bir kategoriyi fena halde sahipleniyor ve başka kategorileri içine alamayacak kadar keskinse işiniz zor demektir.

Algılanması zor isimler: Okunması, telaffuzu ve yazılması zor isimlerin dünya markası olması ve hafızalara kazınması da zordur.

Bu yazıdan çıkarılacak iki ders var; Birincisi isim koyarken çok dikkatli davranın (ki bunu ayrı bir yazı konusu edineceğim), ikincisi isim fetişisti olmayın, isminiz kötüyse değiştirin.

Ör:

• Japonlar kendi dillerinde kolay ama yabancıların telaffuz edemeyeceği isimlerini sadeleştirdiler. Panasonic ve Fuji gibi isimler seçtiler.
• Çinliler, batılıların hayatını kolaylaştırmak için kendilerine batılı isimler de koyuyorlar.


<******><******>

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 5/4/2007 - Doğrudan Pazarlamada Firmanız İçin Nasıl Fırsat Yaratırsınız?

İnsanların dikkatini çekmek istiyorsanız, fırsat sunarken şu özelliklerden en az biri, tercihen de hepsi ona dahil olmalıdır:


* İnandırıcılık 
* Katılım 
* Yaratıcılık

İnandırıcılık: Her şeyden önce, sunduğunuz fırsat inanılır olmalı. Eğer bilgisayar kağıdı satıyorsanız, şöyle bir öneriye kimse inanmaz: ‘50 dolar tutarında kağıt alırsanız size bedava bilgisayar vereceğiz’. Toplum olarak bilinçli alıcılarız. Çok pahalı bir şeyi parasız elde edeceğimizi söyleyen birisine (veya firmaya) inanmayız. Öte yandan bilgisayar satıyorsanız ve önerinizde ‘Bugün bir bilgisayar alana 50 dolarlık kağıdı ücretsiz veriyoruz’ derseniz, bunu ciddiye alabiliriz. Sezon sonunda yüzde 70’lik bir indirimi anlayabiliriz, mağazalar yeni mevsim ürünleri için yer açmak zorundadırlar. Fakat bunun dışında bir zamanda yüzde 70 indirim görürsek sunulan malın defolu olup olmadığını düşünürüz.

Katılım: Çokbilmiş tüketiciler olarak, çoğumuz, benim ‘görmeden geçmek’ adını verdiğim durumdan yakınırız. Bazı fırsatlar o kadar sıradandır ki, onları algılayamayız bile. Ürün ve hizmet az da olsa bir ilgi uyandırmalı, fakat müşterinin onu satın alması için özel bir nedeni yoksa bu ilgi çabucak kaybolacaktır. Örneğin genellikle yüzde 10 indirim pek ilginç değildir. Bir dahaki alım için 10 dolarlık bir kupon biraz daha çekicidir. Bununla birlikte, ‘Bir tane alın, ikincisi yarı fiyatına’ diye bir fırsat görürsek ilgimiz iyice artar. Hemen, özellikle de pahalı bir ürünse ne kadar tasarruf edeceğimizi hesaplamaya başlarız.

Yaratıcılık: En yüksek yanıtı toplayan fırsatlar diğerlerinden farklı olanlarıdır. Katılımcıdırlar, fakat biraz daha önerilen ürün veya hizmete özgüdürler ve yaklaşımları daha insancıldır. Aşağıda karşı konulmaz bir fırsat göreceksiniz:

Bu brownilerin tarifi uzun yıllardır ailemize aittir. Yüz yıllardır, tadanlar lezzetine ve kokusuna bayılıyorlar. Bir kutu browni alırsanız, size ninemizin özel tarçınlı kurabiyelerinin tarifini vereceğiz. Bu tarifi hiçbir yemek kitabında bulamazsınız. Onu yalnızca kendi müşterilerimize özel bir armağan olarak saklıyoruz. Afiyet olsun!

İpucu: Kişileri seçerek sunulan fırsatlar son derece çekicidir. Ürününüz kısıtlı sayıdaysa, dükkanlarda bulunmuyorsa ya da firmanıza özelse, bunu göze çarpacak şekilde ön plana çıkartın.

Kaynak: Lois K. Geller, Karlı Doğrudan Pazarlama (Sistem Yayıncılık)




Doğrudan pazarlamada müşteri ile birebir temas edildiği için müşteriye davranışınız, inandırıcılığınız çok önemlidir. Müşterinin mağazaya girişinden itibaren onda uyandırılacak intibaa, ürünleri sunuşunuzdaki ve satışınızdaki yaratıcılık becerileriniz müşteri gözünde önemlidir. Bunların birleşimi ile müşteri gerçek alıcı (Lois K. Geller’in yukarıdaki açıklamasına göre “katılımcı”) olur.

Tüm müşterilerinizin “katılımcı” olması dileğimle…


Tolunay Şahin - Nisan 2007

 

*******************************************************************

 

İlk yayınlanma yeri : www.morfikirler.com

 

 


Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 4/4/2007 - Pazarlama Manifestodur

Prof. Dr. İSMAİL KAYA

 

Jeffrey J. Fox'u okur musunuz? Bulursanız okuyun.

Pazarlamadan anlıyor. Çünkü, pazarlamanın CEO'dan "yukarıya" herkesin işi olduğunu biliyor.

Üstelik yazdıklarında çok pratik. Az laf. Ne yapılacağı ortada.

 

Bugün yeni bir kitabıyla karşılaştım: "Pazarlama Süper Starı Nasıl Olunur?"

Nokta Yayıncılık, İstanbul, 2007, Merkez Dergi'nin Armağanı.

İngilizce aslı: "How to Become a Rainmaker".

 

Fox (Türkçesi Tilki) şöyle yazıyor (kısaltılarak) :

 

Çing! Çing! Pazarlamacının Müziği

 

Çing! Çing! Bu, dünyanın her yerinde yazar kasanın zilinin sesidir. Bir satışın sesi. Bir tüccar için tam anlamıyla müzik, pazarlamanın süperstarı içinse sembolik bir müzik.

Çing, gelir üretmeyle eş anlamlı bir sözcük. Bir pazarlık başarıya ulaştığında, pazarlamacının reklam verirken umduğu; perakendecinin, film yapımcısının, konser girişimcisinin, aceleyle işeri giren kalabalığın çıkardığı gürültünün ötesinde duyduğu bir şeydir.

 

Çing, bir presin bir parçaya bastığı her an üreticinin duyduğu şeydir. Çing, ne zaman kamyona bir kutu yüklense, dağıtıcının duyduğu şeydir.

Gelir üretmek, yazar kasadaki zilin çalmasını sağlamak, pazarlamacının işidir. Birçok kişi Çing! pazarlama şarkısının sözlerini bilir ama bestesini bilmez.

 

 

Pazarlamanın Tanımını İyice Kavrayın

 

Pazarlamanın uzun tanımı, kazançlı bir özdeşleşme (marka ve kimlik oluşturma), cezbetme, iyi müşterilerin kazanılması ve elde tutulmasıdır. Kısa tanım ise, iyi müşterilerin kârlı bir şekilde kazanılması ve elde tutulmasıdır.

Özdeşleşme, cezbetme ve kazanım, satış öncesi fonksiyonlardır. Elde tutma, bütün satış sonrası fonksiyonları içerir. Örneğin, pazar araştırması bir özdeşleşme aktivitesidir. Reklam, paketleme ve temiz dükkanlar, cezbetme faaliyetleridir. Bireysel satış, dağıtım, fiyatlama, ürün kalitesi ve güleryüzlü tezgahtarlar, kazanım aktiviteleridir. Ürün teslimi, faturalama, müşteri hizmetleri, garantiler ve teşekkür notları gibi satış sonrası aktiviteler elde tutma aktiviteleridir.

 

Herhangi bir örgütteki, bir kuruluştaki destekleyici tek yaşam gücü, müşterilerin (bazen üyeler, hastalar, öğrenciler, cemiyet üyeleri olarak adlandırılırlar) kazanımı ve elde tutulmasıdır.

 

Bir firmadaki her bir iş doğrudan veya dolaylı olarak müşterilerin kazanım ve elde tutulmasına yardımcı olmalıdır. Herkes sürekli olarak müşterilerin kazanımı ve elde tutulmasına nasıl yardımcı olabileceklerini düşünüyor olmalı. Bu, karşılama ekiplerini, kredi denetçilerini, alacak tahsildarlarını, kamyonlara mal yükleyenleri, ürün üreticilerini ve başkanları da kapsar.

 

Her bir çalışanın, bütün çalışanların iş-görev-fonksiyonu pazarlama tanımının bir parçasıdır.

 

Pazarlama, organizasyonun merkez üssüdür. Pazarlama, satış gücünden fazlasıdır, reklamdan, fiyatlamadan, paketlemeden, promosyondan ve ticaret fuarından fazlasıdır. Pzarlama, müşteri ihtiyaçlarını doyuracak ürünler ortaya koymaktan, kalite kontrolünden, tahsil olunacak hesaplardan, stoklardan ve tahsilatlardan sorumludur.

Bu sebeple, firmanın bütün departmanları ve fonksiyonları müşteri/pazarlama yaklaşımındaki kişiler tarafından güçlü bir şekilde yönetilmelidir. Müşterilerle asla karşılaşmayan fabrika müdürü, müşterinin bilincinde değildir. Bir müşteriyle hiç karşılaşmayan Ar-Ge bilim adamı, bilgisiz, gözü kapalı kalır. Tahsilatları müşteriyi elde tutmanın bir fırsatı olarak değil de bir savaş gibi gören kredi şubesi müdürü, pazarlama karşıtıdır. Zamanının % 40-60'ını okumaya, konuşmaya, yazmaya ve müşteri ziyaretlerine ayırmayan başkan, gemiyi gece vakti ışık veya harita olmadan yüzdürmektedir.

 

Her bir iş, doğrudan veya dolaylı olarak müşteri kazanmak ve elde tutmak için vardır; bugün ve yarın. Herkes kendi işinin müşterileri nasıl kazandırıp elde tutacağını bilmelidir. Herkes her gün bir şey yapmalıdır, gün boyu çalışmalıdır, müşteri kazanmak ve elde tutmak için. Müşteri kazandırmayan ve elde tutulmasını sağlamayan işler, geçici ve gereksizdir veya safdışı edilmelidir. Çalışanlar, işlerinin neden önemli olduğuna ve bunları nasıl iyi bir şekilde yapacaklarına dair yönlendirilmeli ve eğitilmelidir.

Pazarlamayı tanımlamak kolaydır. Zor olan pazarlamayı gerçekleştirebilmektir.

 

Super Star Pazarlama

 

Büyük şirketler pazarlama hakkında konuşmazlar, pazarlamayı icrâ ederler. Çok sayıda şirkette "müşteriye yakınlık" ifadesinin % 95'i laftan ibaret kalırken, sadece % 5'i eyleme dökülmektedir. Gerçek pazarlama şirketlerinde CEO ve bütün üst düzey kişiler zamanlarının pek çoğunu müşterileri dinlemeye ve satış yapmaya harcarlar.

Müşterilerle vakit geçirmek, personel toplantılarına katılmaktan ve aylık raporları okumaktan yüz kat daha önemlidir.

 

Şirkettekiler, tepedekiler ne yaparsa onu yapar ve pazarlama şirketlerinde üst düzeyde bulunanlar satar, satar ve satarlar.

 

Dünyadaki en iyi satış elemanlarının pek çoğu büyük firmaların satış gücününde bulunmazlar. Onlar, üst düzeyde oldukları küçük işletmeleri yönetirler.

Süper star pazarlama şirketlerinde, bir kişinin müşterilere karşı tavrı, işe alım sürecinde dikkatli bir şekilde göz önünde bulundurulur. Tüm çalışanların iyi müşteriyi takdir etmeleri beklenir ve bu konuda eğitim alırlar.

 

Bir müşterinin isminin doğru yazılıp yazılmadığını iki kere kontrol eden kişi, bir pazarlama insanıdır.

 

Geç gelen bir müşteriye hizmet etmek için kapanış saatini geçirerek dükkanı açk tutan tezgahtar, bir pazarlama insanıdır.

 

Ziyaretçiyi, "Şirketimize hoş geldiniz. Burada olduğunuza memnunuz" diyerek karşılayan firmanın park yeri görevlisi de, bir pazarlama insanıdır.

Pazarlama şirketleri sadece, müşterinin değerini gerçek anlamda bilen ve yazar kasanın zilinin çalmasını sağlayabilecek kişileri işe almak isterler. Ne kadar küçük olduğundan bağımsız olarak, kendi firmalarının bütün cephelerine ulaşan sürekli eğitime yatırım yaparlar. Sonuçta, şirket içinde, başka şirketteki çalışanların yapmayacağı, yapmadığı, yapmamadığı veya yapmasına izin verilmeyen şeyleri yapabilen ve buna istekli elemanlara sahip olurlar.

 

Disney World'de bir çalışanın fırlatılıp atılmış bir cola kutusunu toplamak için fazla önemli olduğunu hayal edebiliyor musunuz? L.A. Bean'deki bir satış elemanının iade edilecek bir ürün hakkında müşteriye baştan savma cevaplar verdiğini gözünüzde canlandırabiliyor musunuz? Al Pacino veya Meryl Streep'in ışıklandırma yüzünden veya herhangi bir sebepten sahneden inmeye kalkacaklarına inanabilir misiniz? Elbette ki hayır!

Büyük pazarlama şirketlerinde müşteriyle en iyi şekilde ilgilenmek adına ne gerekiyorsa yapılması için herkesin, yargılarını en iyi şekilde kullanması konusunda otoritesi ve görevi vardır.

 

Bir pazarlama şirketi, bir müşterinin dolar bazında toplam değerini bilir. Müşteriyle olan ilişkilerine zaman değeri de koyarlar. Üç haftada bir güzellik salonunda 45 dolar harcayan bir müşterinin değeri 2.340 dolardır (3 sene boyunca 52 ziyaret, her ziyarette 45 dolar). Akıllı bir manavın, araba satıcısının, havayolu, makine-alet satıcısının, bankerin ve çelik üreticisinin neşe içinde, hevesle müşterilerine dikkat etmesinin sebebi budur. Budala araba satıcısı ve mutfak dolapları yapan dikkatsiz marangoz, satışı, müşterileriyle olan ilişkilerinin sonu olarak görürler. Öyle gördükleri için de sonuç öyle olur.

 

Başarılı pazarlama şirketleri, her bir yatırım kararına aynı basit analizle yaklaşırlar: "Bu yatırım daha çok satış yapmamıza yardımcı olacak mı?" Eğer bu yatırım kaliteyi arttırıyorsa, kaliteye zarar vermeden maliyetleri düşürüyorsa, satış becerilerini geliştiriyorsa, marka farkındaliğini arttırıyorsa, yeni ürünler üretiyorsa veya herhangi bir şekilde müşteriye sunulacakları iyileştiriyorsa, bunu yaparlar.

 

Süper star pazarlama şirketleri, pazar payı kazançlarını acımasız bir şekilde ve sürekli olarak takip ederler. Ama pazar payının, kapsamlı ve inandırıcı pazarlamanın bir fonksiyonu olduğunu bilirler. Pazar payı, skor tahtasındaki bir kayıttır.

 

Süper star pazarlama şirketlerinde pazarlama, bir manifestodur.

 

Kazanmalarının sebebi de budur.

 

 

 

Kaynak: http://pazarola.blogspot.com/

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 4/4/2007 - Pazarlama nedir?

Bir profesör, yüksek lisans öğrencilerine pazarlama kavramlarını anlatıyordu:

1. Katıldığınız bir partide büyüleyici bir kız gördünüz ve yanına giderek “Çok zenginim. Evlen benimle!” dediniz. Bu, doğrudan pazarlamadır.

2. Bir grup arkadaşınızla katıldığınız partide büyüleyici bir kız gördünüz. Arkadaşlarınızdan biri kızın yanına gitti ve sizi işaret ederek kıza “O çok zengin. Evlen onunla!” dedi. Bu, reklamdır.

3. Katıldığınız partide büyüleyici bir kız gördünüz ve yanına gidip telefon numarasını aldınız. Ertesi gün arayıp “Çok zenginim. Evlen benimle!” dediniz. Bu, telepazarlamadır.

4. Katıldığınız partide büyüleyici bir kız gördünüz. Kalkıp kravatınızı düzelttiniz, ona doğru yürüyüp içkisini tazelediniz, arabanın kapısını açtınız, çantasını düşürünce eğilip aldınız, küçük bir gezinti teklif ettiniz ve sonra “Bu arada ben çok zenginim. Benimle evlenir misin?” dediniz. Bu, halkla ilişkilerdir.

5. Katıldığınız bir partide büyüleyici bir kız gördünüz. Yanınıza geldi ve “Duyduğuma göre çok zenginmişsiniz. Benimle evlenir misiniz?” dedi. Bu, marka bilinirliğidir.

6. Katıldığınız bir partide büyüleyici bir kız gördünüz. Yanına yaklaşıp “Ben çok zenginim. Evlen benimle!” dediniz. Suratınıza okkalı bir tokat yapıştırdı. Bu, müşteri geribildirimidir.

7. Katıldığınız bir partide büyüleyici bir kız gördünüz. Yanına yaklaşıp “Ben çok zenginim. Evlen benimle!” dediniz. O da sizi kocasıyla tanıştırdı. Bu, arz-talep uyuşmazlığıdır.

8. Katıldığınız bir partide büyüleyici bir kız gördünüz. Yanına yaklaştınız, ama siz birşeyler söyleyemeden önce biri gelip ona “Ben çok zenginim. Benimle evlenir misin?” dedi ve kız onunla gitti. Bu, sizin pazar payınıza göz koyan rekabettir.

9. Katıldığınız bir partide büyüleyici bir kız gördünüz. Yanına yaklaşıp “Ben çok zenginim, evlen benimle!” diyecekken karınız geldi. Bu, yeni pazarlara girememektir.

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Sayfa Güncel Sayfa:1 Toplam:4
| Sonraki Sayfa

Ana Sayfa

Profilim

Arşiv

Blog RSS

Son 5 Yazım


[TS] Krizde battı, kendini astı
[TS] ''Umut biziz, biz geleceğiz''
[TS] Notlar
[TS] Blog Action Day 2008-Poverty
[TS] Altın Koza altın gibi mi?...




Kategorilerim





Takip Ettiklerim


İmecem / Hiç yardıma ihtiyacınız oldu mu?
Kara Kutu
Portakalonline
Kahve Molası
Bye Bye Türkçe
Bildirgeç
Farketing
Pazarlama Dünyası
Marka Strateji
ShiftDeleteNet
Fikir Atölyesi
İstanbul Oyuncak Müzesi
Diyalog - A.SelimTuncer
Müzik Kutusu
cember.net
Morfikirler
Xing
Dr. Zeki Yüksekbilgili
Cin Fikir Merkezi
Sanat Çemberi
Alt kültür
Pazarlama Makaleleri
istanbul.com
Kurumsal Haberler
GG
İnovasyon
Can Dündar
Emre Kongar
Nihat Sırdar
Springwise
Trendwatching
NLP Academy Turkey
StumbleUpon
Perakende
Pazarlama Canavarı
TBL
TurkCelil
Genç Kız Sığınma Evi Derneği
Kitap Cumhuriyeti
Bilim,Felsefe,Kültür,Sanat,Edebiyat
Satış Bir İnsan İşidir - Taner Özdeş





İngilizce - Türkçe Tercüme Hizmeti
için lütfen tıklayın





Şu / Bu / O Sarmalı







Google



Söz söylenmiş bir kere; üzerinde düşünmek gerek :

"Gülerken göbeği oynamayan adamdan kork."

Çin Atasözü










© 2006-2009
Blogdaki yazılar kaynak gösterilerek kullanılabilir.