İlgi, Bilgi, Beceri, Paylaşı
• 2/4/2007 - Başarı Yemini!
Başarılı olmak için ilk önce kendi kendinize bir söz vermelisiniz. Peki bu söz nasıl formülize edilir.
Bu yazıda daha iyi anlayacaksınız!!!
Daha Fazlasını Yapacağım...
Ait olmaktan daha fazlasını yapacağım, Katılacağım. İlgilenmekten daha fazlasını yapacağım, Yardımcı olacağım. İnanmaktan daha fazlasını yapacağım, Anlayışlı olacağım. Hayal kurmaktan daha fazlasını yapacağım, Çalışacağım. Öğretmekten daha fazlasını yapacağım, İlham vereceğim. Kazanmaktan daha fazlasını yapacağım, Kazandıracağım. Vermekten daha fazlasını yapacağım, Hizmet edeceğim. Yaşamaktan daha fazlasını yapacağım, Büyüyeceğim. Arkadaşlıktan daha fazlasını yapacağım, Dost olacağım. Denemekten daha fazlasını yapacağım, BAŞARACAĞIM...
*** Dr. Charles C.Lever
***
Kaynak: Başarı Çocuk Doğurdu, Kariyer Yayınları
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 3/1/2007 - Yaşamı değiştirmek
Yaşamı Değiştirmek (mi?)... Yaşamla Değişmek (mi?)...
Yaşamla aramızda hiç bitmeyen bir etkileşim var.
Biz yaşamı değiştirmeye çalışırız.
Yaşam da bizi değiştirmeye çalışır.
Yaşamı istediğimiz gibi değiştiremezsek ''mutsuz'' oluruz.
Yaşam bizi gerektiği gibi değiştiremezse ''uyumsuz'' görünürüz.
Eğitim, çalışma, para kazanma, dostlar edinme, kitap okuma, film izleme, politik görüş kazanma gibi çabalarımızın hepsi de ''yaşamı değiştirme'' uğraşıdır.
Çevreden etkilenme, yeni görüşler kazanma, bakış açımızın değişmesi, politik görüşlerimizin değişimi gibi tutumlar da ''yaşamın bizi değiştirdiği'' göstergeler.
Bizim eksenli davranışımız ve yaşamı değiştirme çabalarımız kimi kez ''tutuculuk, değişimi algılayamama, uyum sağlayamama'' olarak görünür.
Biz de eksenli davranışımızın yaşamı değiştirmediğini düşünüp çabalarımızın boşuna olduğu duygusuyla umutsuzluğa düşeriz.
Ama, eksen değiştirip yeniliklere uyum sağlayanların içinde de ''kişiliksiz uydumcu'' olduğuna ilişkin kuşku sürüp gider. Bu iç oyucu kuşkuyu da uyum sağlamanın kazançlarıyla avutmaya çalışırlar.
Oysa gerçek, çoğu kez ikisinin karşılıklı etkileşimi ile belirlenir.
Ne bütünüyle yaşamı biz değiştiririz.
Ne de yaşam bütünüyle bizi değiştirir.
Önemli olan ''yaşamı yönetebilmek'' tir.
''Yaşam yönetimi'' yeni bir kavram.
Kazanılması gereken donanımın en önemlisi. En üst düzeydeki beceri.
Bilginin, bilincin, donanımın, becerinin, ustalığın büyük bir ''iş ve güç birliği'' .
''Yaşam yönetimi'' , kişinin gerçek gücünü bildiği, hedeflerini seçtiği, kendi yapabilecekleri ile yapması gerekenleri doğru yerde, doğru zamanda buluşturduğu büyük bir özyönetim ustalığı.
Kendisiyle çevre koşulları arasında doğru stratejiyi belirlediği planlama gücü.
Teslim almadan ve teslim olmadan buluşmayı başardığı değişim.
Kendisine seçtiği ekseni sorgulamayı başaran bir eleştirel bakış açısı.
Doğru ekseni kaybetmeyen bir uzgörüşe sahip olma.
İnsanı, dünyayı, yaşamı, başarıyı, başarısızlığı doğru algılayan bir bilince sahip olma.
Ne olduğunu, ne olmadığını bilme.
Ne olacağını, ne olmayacağını doğru kestirme. Ustaca bir öngörü.
Olmak istediğine yönelen kararlı bir irade.
Bu kararlı iradeyi sürdürecek azim ve sebat.
Yaşamın iniş çıkışlarına göğüs gerecek bir dayanıklılık.
''Yaşam yönetimi'' , bütün bunların olumlu bir bütünleşmesi.
Ağlamak yerine düşünmek.
Sızlanmak yerine silkinmek.
Yakınmak yerine yapıcılık.
Beklemek yerine harekete geçmek.
Yarının yerine bugünü koymak.
''Belki' 'nin yerine ''kesinlikle'' yi getirmek.
''Kim'' diye soracağına ''ben'' diyebilmek.
''Yaşam yönetimi'' ni başarmak.
Yaşamı biz mi değiştiririz?
Yaşam mı bizi değiştirir?
Yönetebilirsek, yaşamı biz değiştiririz.
Yönetemezsek, yaşam bizi önüne katar ve sürükler.
Belki de öğrenmemiz ve öğretmemiz gereken en önemli şey budur.
ERDAL ATABEK |
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 3/1/2007 - Kişisel Markalaşma
“Her halükarda düşündüğünüze göre, büyük düşünün”
Donald Trump
Günümüzde şirketler ürün ve hizmetleriyle marka yaratmak, başarılı markalar haline gelmek için uğraşırken, bireyler de bireysel farkındalıklarını geliştirip, kişisel özelliklerini güçlendirerek kişisel marka olmak için çabalıyorlar.
Kişisel Markalaşmayı; aktif olarak kamuoyu algısını biçimlendirerek daha fazla istemciyi cezp etmek sanatı olarak açıklayabiliriz. Kamuoyunun kendiniz hakkındaki algısını kontrol etmeniz mümkün, yani kendiniz hakkında eşsiz bir marka yaratabilir ve bunu yayabilirsiniz…
Kişisel markalaşma, hem ünlüler için hem girişimciler hem de profesyoneller için kullanılmayı bekleyen bir fırsat, bu fırsatı değerlendirmek için Madonna gibi ünlü olmanız gerekmiyor, kendinizin eşsiz güçlü yönlerinizi ve farklılaştığınız yönleri ortaya çıkartarak, kişisel marka olmak mümkün.
Kişisel markalaşma, sizin kendinizi, başkalarından sizi tanımlamadan önce tanımlamanızdır.
İstemcilerin sizinle ilgili algılarını rahatlıkla şekillendirebilirsiniz, bunun için güçlü yönlerinizi, değerlerinizi, hedeflerinizi ve kişiliğinizi anlaşılır bir şekilde ortaya koymak yeterlidir. Kendinizi ve arkasında durduğunuz şeyleri tanıştığınız herkese anlatın; istemcilerinize, müşterilerinize, arkadaşlarınıza, komşularınıza ve hatta yabancılara. Eğer bunu yeterince sık ve tutarlı şekle yaparsanız, “Kişisel Markanız” yani “Siz” oluşacaktır.
Kişisel Markalaşmanın 7 altın kuralı var;
Kural 1, Uzmanlaşma Kuralı:
Mükemmel bir kişisel marka eşsiz, sadece bir konuya konsantre olmuş olmalıdır. Konsantre olduğunuz konuda çok bilgili, çok güçlü yada çok yetenekli olmalısınız. Yetenek, doğuştan sizde olan bir özellik iken, bilgi ve güç sonradan kazanılır.
Kural 2, Liderlik Kuralı:
Konsantre olduğunuz konuda kişisel marka olmak demek, diğerlerinin sizi o uzmanlık alanının lideri şeklinde algılamasıdır. Liderlik algısı size ayrıca mükemmellik, pozisyon ve tanınırlığı da beraberinde getirecektir. Eğer uzmanlaştığınız konuda lider olarak algılanmaya başladıysanız, marka olmak yolunda çok büyük bir adım atmışsınızdır.
Kural 3, Kişisellik Kuralı:
Gerçek bir kişisel marka, kaynağının yani sizin kişiliğiniz üzerine kurulur. Bu da hem karakterinizi hem de eksikliklerinizi içerir. Dolayısıyla iyi olmanız yeterlidir, mükemmel olmak için, kişiliğinizin dışına çıkmanıza gerek yoktur. Kişiliğinizi, marka için değiştiremezsiniz. Yaratmaya çalışacağınız farklı bir kişilik ise, muhakkak bir yerlerde açık verip, marka imajını zedeleyecektir. Asla siz olmaktan vazgeçmeyin.
Kural 4, Farklılık Kuralı:
Etkili kişisel marka, rakiplerine göre farklılıkları ile sunulmalıdır. Ortalama olup, kimseyi gücendirmemek, yapılacak en büyük hatadır. Ortalama, kimsenin dikkatini çekmez, zaten en çok bulunan şeydir. Farklı olmayan, fark edilmez, farklılıklarınızı açıkça ortaya koymanız gerekir. Ortaya koyacağınız farklılıklarınız, markanızın diğerlerinin zihninde algılanması için en temel araç olacaktır.
Kural 5, Görünürlük Kuralı:
Başarılı bir kişisel markanın sürekli göz önünde olması gereklidir. Tekrar ve tekrar ve tekrar görülmesi gerekir. Ancak bu şekilde, diğerlerinin algısında, olmak istediğiniz yere ulaşabilirsiniz. Görünürlük, direkt olarak kaliteyi çağrıştırır. Sizin sürekli göz önünde olmanız, diğerlerine göre tercih edildiğinizin ve sunumunuzun diğerlerine göre daha iyi olduğunun algılanmasını sağlar. Daha çok görünür olmak için zaman ve para harcamaktan çekinmeyin.
Kural 6, Birlik Kuralı:
Kişisel marka ardındaki kişi, markanın uyandırdığı ahlaki ve davranışsal kod ile uyumlu hareket etmelidir. Kişisel hareketler, markanın aynası olmalıdır. Dolayısıyla, çizeceğiniz marka imajınızın tamamen düşünceleriniz, beyanlarınız, hareketleriniz, giyiminiz ve tarzınızla desteklenmesi gereklidir. Bu birlik bozulduğunda, marka imajı için vermeye çalıştığınız mesaj kirlenecektir.
Kural 7, Devamlılık Kuralı:
Kişisel markayı oluşturmak uzun sürecektir. Çok fazla reklam ve hakla ilişkiler ile bu süreyi kısaltabilirsiniz ama asla çok aza indiremezsiniz. Markanın oluşması aşamasında, markanıza yapışın, asla ama asla değiştirmeye çalışmayın. Sabırlı olun. Kişisel markaların yaratılması yıllar sürer.
Kişisel marka yaratmak, zahmetli uzun bir süreç, ama sonucunda elde edilebilecekler, bu zahmetlere değiyor.
İşte kişisel markanızı yaratmakla kazanabilecekleriniz;
• Gelirinizde ciddi artış yaratmak.
• Görünürlüğünüzde artış yaratmak.
• Rakiplerinizden farklı olmak.
• Yüksek kalitede istemci ile temas.
• Yeni iş alanlarına genişleme.
• İşi ve istemcileri seçme özgürlüğü.
• Size olan talepte artış yaratmak.
• Kişisel güvende artış.
• Sunumlar için ekstra değer isteme hakkı.
• Kişisel ve profesyonel hedeflere ulaşmak.
• Değerlerinizi dış dünyaya yansıtmak.
• Kötü zamanlarınızı kolay atlatmak
2000li yılların başları kişisel markaların yılları oldu; Jack Welch, Oprah Winfrey, Tom Peters, David Beckham, Eminem, Arman Kırım, İbrahim Tatlıses, Hülya Avşar…
------------------------------------------
Bu yazı LOGISTICAL dergisi 4.sayısında yayınlanmıştır.
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 29/9/2006 - SEVGİ NEDİR ?
Acımak sevgi değildir, üstünlüğün kabulüdür.
Hoşgörü sevgi değildir, istemediğine katlanmaktır.
Bağımlılık sevgi değildir, gereksinmenin karşılanmasıdır.
Sevgi değer vermesini bilmektir.
Sevgi yaşama hakkını kabul etmektir.
Sevgi, var olmaktan kıvanç duymaktır.
Sevgi, birlikte olmaktan sevinç duymaktır.
Sevgi, eşitliğin duyumsanmasıdır.
Sevgi, bütün yapay ayırımların hayattan çıkarılmasıdır.
Sevgi, bilinçtir.
Sevgi, insan olmaktır.
Sevgiyi hayatımızdan kovduk ve yerine parayı koyduk. Para için yaşıyoruz,
para için eğitim görüyoruz, para için meslek ediniyoruz, para için
çalışıyoruz, para için birbirimizi çiğniyoruz, para için birbirimizi
aldatıyoruz, para için savaşıyoruz.
Sevgiyi hayatımızdan kovduk ve yerine üstün olmayı koyduk.
Üstün olmak için yaşıyoruz, üstün olmak için yarışıyoruz, üstün olmak için
kendimizden başkasının aşağı olmasına çalışıyoruz.
Sevgiyi hayatımızdan kovduk ve nefreti içimize çağırdık.
Birbirimizden nefret ediyoruz, nefretle yaşıyoruz, nefretle çalışıyoruz,
nefretle dövüşüyoruz, nefretle öldürüyoruz.
Para, üstün olmak ve nefret etmek hayatımızı dolduruyor.
Hayatımızda savaşlarla, dünyayı yağmalamakla, birbirimizi boğazlamakla
geçiyor.
Sevginiz olmadıktan sonra daha çok paranız olsa daha üstün olsanız, daha
çok toprağınız, eviniz, arabanız, malınız olsa ne olur?
Sevginiz yok ve hiçbir şeyiniz yok.
Belki de yeniden öğrenmemiz gereken budur.
Psikolog Dr.Erdal Atabek ©
Bizim Duygusal Zekamız
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 29/9/2006 - Kendine Güven Nedir?
Her insanın kendisine güven ve güvensizlik duyduğu genel bir tutumu, yaşama bakışı vardır. Kendine güven, insanın kendisi hakkında olumlu ama gerçekçi tutumda olmasıdır. İnsanlar yaşamlarının bazı alanlarında (akademik çalışma, atletizm, vb.) kendilerine fazla güvenirken, diğer bazı alanlarda (bedensel görünüm, sosyal ilişkiler, vb.) fazla güven duymayabilirler. Kendine güven kişiye yaşamım denetimimde duygusu verir. Bu duygu yine de insanın her şeyi yapabileceği değil, beklentilerin gerçekçi tutulduğu anlamına gelir. Güvenli insanlar, bazı beklentileri gerçekleşmese bile, kendilerini kabul etmeyi ve olumlu düşünmeyi sürdürürler. Güvensiz kişilerin, kendilerine ilişkin duyguları başkalarına ve onlardan alacakları onaya bağlıdır. Başarılı değil başarısız olmayı bekler ve o korkuyla, risk almaktan kaçınırlar. Kendilerine düşük değer biçerler, kendilerine söylenen olumlu sözleri görmezden gelir ya da dikkate almazlar. Oysa, kendine güveni olan kişiler, kendi yeteneklerine güvendiklerinden, diğerlerinin onayına bağlı kalmazlar. Kendilerini kabul etme eğilimindedirler, bunun için istemedikleri şeyleri yapmak zorunda olduklarını düşünmez, haklarına başkalarının haklarına tecavüz etmeden sahip çıkarlar.
Kendine Güven Nasıl Oluşur?
Kendine güvenin gelişimini etkileyen pek çok etken olmakla birlikte, özellikle çocukluk döneminin ilk yıllarında ana-baba tutumları insanın kendisi hakkındaki duygularının oluşumunda son derece önemlidir. Ana-babadan biri ya da her ikisi, aşırı derecede eleştirel ve yüksek beklentili ise ya da aşırı korumacı ve bağımsızlığı engelleyiciyse, çocuklar kendilerinin yeteneksiz, yetersiz ve değersiz olduğuna inanabilir. Oysa ana-babalar çocuklarının girişimlerini destekler, gelişimlerini alkışlar, hata yaptıkları zamanlarda doğrusunu bulmalarına yardımcı olurken, onları sevmeye ve kabul etmeye devam ederlerse çocuklar da kendilerini kabul etmeyi, sevmeyi ve güvenmeyi öğrenebilirler. Kendine güven eksikliği, mutlaka yetenekten yoksun olunduğu anlamına gelmez. Bu eksiklik, diğer insanların, özellikle ana-babanın, çevre ve toplumun gerçek dışı beklenti ile ölçütlerine fazla yoğunlaşmanın bir sonucudur. Bu noktada kendine güvensizliğin hiç bir şekilde değişmeyeceğini düşünmek de son derece yanlış olur.
Kendine Güveni Olumsuz Etkileyen Varsayımlar
Dış etkilere karşı korunmak için insanlar bazı gerçekdışı düşünceler geliştirirler. Bunların bazıları yapıcı, bazıları ise yıkıcıdır. Kendine güveni olumsuz etkileyen bir kaç düşünce şekli ve onların gerçekçi seçenekleri şu şekilde sıralanabilir:
“Herkesin sevgisini ve onayını kazanmalıyım.”
Bu mükemmeliyetçi, ulaşılamaz bir hedeftir ve kişinin değerini tamamen başkalarının onayına bırakır, adeta başkalarına bağımlı gibi yaşamayı getirir. Oysa ki kişisel değer ve ölçütler geliştirmek daha olumludur.
“Tüm önemli alanlarda yetenekli, yeterli ve başarılı olmalıyım.”
Bu da mükemmeliyetçi, ulaşılamaz bir hedeftir ve kişisel değerimizi başarıyla ölçmeye dayanır. Oysa başarı doyurucu olabilse de sizi daha değerli kılmaz. Değerli olma, her insanın doğuştan sahip olduğu bir özelliktir.
“Bugünkü bütün duygu ve davranışlarımı geçmişim belirler.”
Güven duygusunun çocukluk döneminde dış etkilerden daha fazla zarar görebildiği doğrudur, ancak yaşınız ilerledikçe bu etkilerin neler olduğuna ilişkin bir bilinç ve bakış açısı kazanabilir ve yaşamınız üzerinde ne gibi etkilere izin vereceğinize siz karar verebilirsiniz. Geçmişteki olayların gölgesinde umutsuzca yaşamak zorunda değilsiniz.
Kendine Güvene Zarar Veren Düşünce Tarzları
Aşağıda örnekleri verilen bazı düşünme biçimleri insanın kendine olan güvenini sarsar ve olumsuz etkilere karşı savunmasız hale getirir:
Ya hep ya hiççilik. Kişi her şeyi tam ve mükemmel yapmayı bekler, bu nedenle ya tamamen ondan vazgeçer ya da sürekli kendisini kötü hisseder. Oysa ‘bir her şeyi tam olarak yapmak’ fikrinin kendisi ne kadar doğrudur? “Çok iyi yapamadığımda, tamamen başarısızım.”
Genellemek. Karamsar bir bakış açısıyla her köşe başında pusuya yatmış bir felaketle karşılaşmayı bekler. Bir şeyin sonucunu ve değerini tek bir davranış ya da göstergeye bağlar. “Biyoloji sınavında düşük aldım, asla tıbba giremeyeceğim.”
Etiketlemek. Etiketlemek, kişiyi tek bir davranışla ya da özellikle yargılamak anlamına gelen, suçluluk duygusu getiren, basit bir süreçtir. “Hep kaybediyorum, ama bu benim hatam.”
Olumsuza seçici dikkat. İyi olan hiçbirşey, kötüler kadar önemsenmezler. Önemsiz bir eleştiri, sıradan yapılmış bir yorum, olumsuz bir ayrıntı bütün gerçeği gölgeler. İltifatlar göz ardı edilir. “Bir turda beş satranç oyununu kazandım, ancak sonuncuyu kaybedince moralim çok bozuldu.” “Bu kıyafetimi mi beğendin? Oysa beni şişman gösteriyor.”
Duyguların doğruluğunu sınamadan kabullenmek. Olumsuz bir duyguya insan başkalarının etkisinde kalarak kapılabilir ve bu gerçekleri yansıtmadığı halde öyleymiş gibi algılanır. “Kendimi çirkin buluyorum, böyle hissettiğime göre,demek ki öyleyim.”
“-meli, -malı” cümleleriyle düşünmek. “-meli, -malı” ile biten cümleler genelde mükemmeliyetçi özelliğe işaret eder ve kişilerin kendi istek ya da arzularından çok başkalarının beklentilerini yansıtır. Gerekliliklere takılır. “Üniversiteye gelen herkesin bir meslek planı olmalı. Benim olmadığına göre, bende bir sorun var.”
Kendine Güveni Geliştirmenin Yolları
İlk çocukluk döneminde kişinin kendi ana-baba tutumunu değiştirmede ve çevresini belirlemede çok az gücü vardır, oysa bu sonraki yıllarda artar. Kişi bilinçli bir seçim ve çabayla olumsuz deneyimlerini olumluya çevirebilir. Gençlik döneminde insanın kendisi hakkındaki düşüncelerinde arkadaşların etkisi, ailenin ya da büyüklerinkinden çok daha güçlü hale gelir. Üniversite yıllarında öğrenciler, değerleri yeniden gözden geçirip kendi kimliklerini oluştururken arkadaş etkisine daha açık hale gelirler. Bu bağlamda, kendinizi olumsuz hissetmenize yol açan arkadaşların sizin için uygun olmadığına karar verebilir, onlardan uzaklaşmayı seçebilir ve yeni olumlu arkadaşlıklar kurabilirsiniz.
Aşağıda olumsuz düşünme tarzlarından kaçınıp kendinize olan güveninizi artırmanın beli başlı yolları sıralanmıştır:
İyi yanlarınızı görün. Yapabildiklerinizi göz ardı etmeyin, yapamadıklarınızda da gösterdiğiniz emek ve çabayı takdir edin. İşe yapabildiklerinizle başlamak, kaçınılmaz olabilen sınırlarınızı kabulde size yardımcı olacaktır.
İçsel değerlendirme yapın. Kendinizi değerlendirdiğiniz kendi iç değer ve ölçütleriniz olsun, gelişmenizi onlarla kıyaslayın. Başkalarıyla olan rekabetin sonucuna ya da toplumun genel geçer beklentilerine bağımlı kalmayın. Başkalrını da dinleyin ancak onların fikirlerini doğrudan kabul etmek yerine aklı seliminizle değerlendirmeyi öğrenin. Hiçbir konuda tek ve mutlak doğrular olmadığını sık sık kendinize hatırlatın. Başkalarının söylediklerinden çok kendi geliştirdiğiniz olumlu sesinize kulak verin.
İçsel konuşmalarınız olsun. Kendi kendiyle içsel bir ses geliştirin ve onu kendinizi zararlı etkilere karşı korumada kullanın. Olumsuz düşüncelere kapılırken kendinize “dur” deyin ve daha mantıklı karşıt düşünceler, seçenekler geliştirin.
Risk alın. Yeni deneyimleri, kazanıp kaybedilecek sınavlar olarak değil, bir şeyler öğrenmek için birer fırsat olarak görün. Böylece zorlayıcı yaşantılarda kendinizi yıpratmak yerine geliştirebilirsiniz.
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
|