İlgi, Bilgi, Beceri, Paylaşı

• 9/4/2009 - Krizde battı, kendini astı

Kategori: ALINTI YAZILAR
Derince İbni Sina Mahallesi Alaybey Sokak’ta oturan evli ve 3 çocuk babası Bekir Kahriman (40) daha yakın zamana kadar kendi işinin patronuydu. Modül Çelik firmasının sahibi olan Bekir Kahriman, ekonomik kriz patlak verince işyerini kapatmak zorunda kaldı. Son birkaç aydır evine ekmek götüremiyordu. Eşi Gülay Hanım, eve katkı sağlamak için Acıbadem Hastanesi’ne temizlikçi olarak girdi. Kahriman ailesinin evine her gün icra kağıdı gelmeye başlamıştı. Son darbeyi Sedaş vurdu, borç nedeniyle evin elektriği de kesilmişti. 

Bekir Kahriman, içine düştüğü duruma çok üzülüyor, kendinden utanıyordu. Çocukları İrem (18), Büşranur (14) ve Yahya Furkan (8) okullarına güçlükle devam edebiliyorlardı. Bekir Kahriman, çevresine tefecilerden borç para aldığını ve geriye ödeyemediğini söyleyip duruyordu. Evin elektriği de borç yüzünden kesilince, Bekir Kahriman artık ebedi karanlığı istedi. Önceki gece saat 02.00 sıralarında eşi ve çocukları uykudayken, kendini banyoda çamaşır ipiyle boruya astı. Geride birikmiş borçlar ve gözü yaşlı insanlar kaldı. Bekir Kahriman’ın cenazesi toprağa verilmek üzere memleketi Karabük’e gönderildi.

http://www.ozgurkocaeli.com.tr/news.php?id=28763&t=Krizd...ı;_kendini_astı

**


Krizin Türkiye'yi teğet geçmediği her geçen gün artan bu tip haberlerle ortya çıkıyor. Bu duyacağımız son acı haber olmayacak sanırım; olmasını çok isterdim. 
Son olması için hükümetin ivedilikle önlem paketleri üzerinde çalışıp bunları uygulamaya başlaması gerekiyor.
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 22/3/2009 - ''Umut biziz, biz geleceğiz''

Kategori: ALINTI YAZILAR
Beyoğlu'nda lise öğrencisi bir grup, ekonomik krizi protesto etti.

Galatasaray Lisesi önünde toplanan öğrenciler, ''Umut biziz, biz geleceğiz'', ''Okulda, sokakta, liseliler her yerde'' şeklinde slogan attı.

Protestocu öğrenciler, ''Krizinizden de seçiminizden de yalanlarınızdan da bıktık'' yazılı pankart açarak, müzik eşliğinde İstiklal Caddesi üzerinden Taksim Meydanı'na yürüdü.

Meydanda toplanan öğrenciler, yere yatıp vücutlarıyla ''isyan'' yazarak, çeşitli sloganlar attı.

Grup adına yapılan açıklamada, ailelerin işsiz kalma korkusu içinde yaşadığı ifade edilerek, ''Bugün liseliler, krizin faturasını ödemeyi reddediyor'' denildi.

Öğrenciler, açıklamanın ardından dağıldı. 


http://www.gercekgundem.com/?p=181420


****************


Umut sizsiniz, siz geleceksiniz.
Bravo gençler! 
Güzel ve anlamlı bir protesto olmuş. 
Kafasını kuma gömen yandaş medyaya, döneklere ders olsun...
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 17/12/2007 - Aile

Kategori: ALINTI YAZILAR
Bir Öğrencimin Bana Öğrettikleri

Yazan: Doğan Cüceloğlu


Kaliforniya'da Long Beach şehrindeki Eyalet Üniversitesi'nde öğretim üyesi olarak ders verirken, aynı sömestrde benim iki dersimi alan bir kız öğrencim dikkatimi çekmeye başlamıştı. Bu genç bayanın şu özelliklerinin farkına varmıştım: Her şeyden önce çok güzel bir kızdı; gözüm gayri ihtiyari ona gidiyordu. İkinci olarak çok iyi bir öğrenciydi; bütün sınav ve ödevlerde en yüksek notu o alıyordu. Ayrıca, çok hanımefendi, çok nezih bir kişiliği vardı. Bölümün bir pikniğinde kız öğrencimin nişanlısıyla tanıştım ve itiraf edeyim, ilk aklımdan geçen, "Armudun iyisini ayılar yer" düşüncesi oldu. Yukarıda özelliklerini saydığım o güzel kızın bana tanıştırdığı erkek, yirmi yedi-yirmi sekiz yaşlarında, saçı biraz dökülmüş, şişman denecek kadar toplu, çirkin, kısa boylu biriydi.

Bu kişiye parası için yüz vermiş olabileceğini düşündüm. Daha sonra öğrendim ki, bu genç adamın parasal gücü yok; başka bir üniversitenin psikolojik danışmanlık bölümünde doktora öğrencisi olarak okula devam ediyor ve ileride akademisyen olarak kariyer yapıp profesör olmak istiyor.

Acaba benim güzel öğrencim bu adamda ne bulmuştu? Bir hafta sonra ders çıkışı koridorda öğrencimin yanına yaklaştım ve Sally adıyla anacağım öğrencimle aramızda şöyle bir konuşma geçti:

"Sally, nişanlınla nasıl tanıştığınızı merak ediyorum?

"Bir kilise faaliyetinde aynı komitede çalıştık; o zaman tanıdım kendisini "

"Nesi seni etkiledi; hangi özelliklerini sevdin?

Sally, bir Amerikalı olarak bu soruyu hiç beklemiyordu. Amerikan kültüründe, bu tür sorular kişinin mahremiyetine tecavüz olarak kabul edildiğinden pek sorulmaz. Amerikan kültürüne göre ben o anda Sally'nin mahremiyetine 'burnumu sokuyordum.'

Şaşkınlığı geçince çok içten, gözlerinin içi gülerek, "O şahane bir insan; o benim kahramanım! Ben ondan çok şeyler öğrendim" dedi.

O anda ilk hissettiğim şey kıskançlık duygusu oldu. Güzel bir kadının erkeğine, "Sen benim kahramanımsın" duygusu içinde bakmasının erkeğe verilmiş en büyük hediye olduğunu hissettim ve anladım. Bu hediyeyi, hayatım boyunca hiç almadığımı biliyordum ve o kişiyi kıskandım.

"Nasıl yani?" dedim.

"Frank bir yetimhanede büyümüş. Yetim olmanın ne demek olduğunu bildiği için, üniversite öğrencisi olunca, yetimhaneden iki çocuğa ağabeylik yapma kararı almış. Haftada on saatini onlara ayırıyor; onlarla buluşup oynuyor, kitap okuyor, onları müzeye götürüyor. Onların iyi gelişmesi için elinden geleni yapıyor. Biri ameliyat oldu, hastanede yatıyor ve Frank şimdi akşamları hastanede kalıyor, geceleri ona bakıyor."

Yüzüme tokat yemiş gibi oldum. Utandım. Kendime kızdım. Ben güya en yüksek eğitim düzeyine gelmiş biriydim ve karşımdakini hala dış görünüşe göre yargılıyor ve onu "ayı" olarak görüyordum. İçimdeki pislikten utandım. Bir süre sonra Sally'nin içinde yetiştiği aile ortamını merak etmeye başladım. Şöyle bir mantık yürüttüm: o adama baktığım zaman ben neden, 'Armudun iyisini ayılar yer' diye düşündüm? Çünkü ben, içinde yetiştiğim ortamda sık sık bu benzetmeyi duyarak büyümüştüm. İçinde yetiştiğim ortam beni nasıl etkilemişse, Sally'nin içinde yetiştiği ortam da onu öyle etkilemiş olmalıydı.

Birkaç hafta sonra Sally'e, ailesinin nerede oturduğunu sordum. Los Angeles'in üç yüz elli km kuzeyindeki bir kasabada oturuyorlarmış. Onun ailesiyle tanışmak istediğimi, bunu mümkün olup olamayacağını sordum. "Kendilerine bir sorayım, eminim sizinle tanışmak isteyeceklerdir," dedi ve iki gün sonra, "Ailemle konuştum; sizinle tanışmaktan mutlu olacaklarını söylediler," dedi. Dört-beş hafta sonra San Francisco'ya gidecektim, Sally'nin ailesinin yaşadığı kasaba yolumun üstündeydi, onlara uğrayabilir, onlarla tanıştıktan sonra yoluma devam edebilirdim.

Bu planımı Sally'e söylediğimde Sally, "O gün ben de aileme gidecektim; isterseniz beraber gidebiliriz," dedi. Ailesine haber verdi. Onlar da sabah kahvaltısına gelmemizi söylemişler. Long Beach'ten sabahın altısında yola çıktık ve dokuz buçuk civarında Sally'nin ağabeyi Brian'ın evine vardık. Sally'nin babası George orada buluşmamızı uygun görmüş. Çok güleryüzlü bir aileydi. Brian'ın, en ufağı dört yaş civarında dört çocuğu vardı.

Ziyaret ettiğim bu güleryüzlü sıcak ailede, iki olay gerçekten dikkatimi çekti. Bunlardan ilki, Sally'nin babası George'un torunlarıyla konuşurken onların göz hizalarına inmesiydi. Bunu o kadar doğal yapıyordu ki, artık farkına varılmadan yapılan bir davranış olduğu belliydi. Sally'ye, babasının torunlarıyla hep böyle mi konuştuğunu sordum. "Evet" yanıtını alınca, kendisi çocukken de babasının, onunla göz hizasına inerek mi konuştuğunu sordum. "Evet, biz böyle biliyoruz. Ağabeyim Brian da çocuklarıyla böyle konuşur; ben de kendi çocuklarımla böyle konuşacağım. Biz böyle biliyoruz", dedi. Tüylerim diken diken oldu. Ben üniversite öğretim üyesiydim ve insan psikolojisi benim uzmanlık alanımdı ama üç çocuğumdan hiçbiriyle göz hizasına inerek konuştuğumu hatırlamıyordum. Kendime kızdım; sonra kendime kızmaktan da vazgeçtim, beni yetiştirenlere kızdım. Sonra onlara kızmaktan da vazgeçtim ve bütün nesilleri yetiştiren kültür ortamına kızdım. Daha sonra kimseye kızmayacağımı anlayarak, oradaki öğrenme fırsatından yararlanmaya karar verdim. Torunlarının önünde diz çökerek konuşan dede George'a "Beyefendi, çocukların göz hizasına inerek konuşuyorsunuz!" dedim. Bana biraz şaşkınlıkla gülümseyerek, "Tabii, onlar küçük insanlar!" yanıtını verdi. Öyle bir bakışı vardı ki, bu bakış sanki 'Bu kadar doğal bir şey ki, herhalde bunu herkes yapıyordur; sen yapmıyor musun?' diyordu.

O bakışa karşı bütün yaptığım, mahcup bir gülümseme oldu.

Bu güleryüzlü sıcak ailede dikkatimi çeken ikinci olay, Sally'nin ağabeyi Brian'ın davranışı oldu. Brian, Pasifik ülkeleriyle ticaret yapan, oldukça varlıklı biriydi. Evlerinin büyüklüğünden, yüzme havuzundan, çiftliklerinden, arabalarının türünden ailenin zenginliği belli oluyordu. Kahvaltıdan sonra saat on bir dolaylarında telefon çaldı ve Brian bir süre telefonla konuştu. Ofisten arıyorlarmış, Koreli bir işadamı Los Anegeles'ta imiş, kendisiyle görüşmek için helikopterle saat 14'te gelmek istiyormuş. Başka bir randevusu olduğunu söyleyerek bu teklifi reddetmiş olan Brian, bize durumu şöyle açıkladı: 'Dört çocuğum var ve her hafta biriyle dört saat başbaşa geçiririm. Bugün dört yaşındaki kızım Mary'le randevum var. Çocuklar çok çabuk büyüyorlar, eğer dikkat etmezsen, bir bakıyorsun, büyümüşler ve onlarla beraber zaman geçirme olanağı kaybolmuş.

Brian'ın yaşam vizyonunu sormadım, ama davranışından nelere öncelik verdiği belli oluyordu. Brian için çocukları şüphesiz en az işi kadar önemliydi. Brian'ın yaşamında bununla ilgili bir pişmanlık duygusu, bir 'keşke' olmayacak.

Sally'e sordum: "Baban seninle randevulaşır mıydı?"

"Evet", dedi, "yalnız benimle değil, her çocuğuyla sırasıyla başbaşa zaman geçirirdi. Ve ilave etti, "Biz böyle gördük, böyle biliyoruz. Benim çocuğumun da babası böyle yapacak!". Gülümseyerek, "Nereden biliyorsun?" diye sordum.

"Biz Frank'le konuştuk" diye cevap verdi. Yine içim cız etti. Daha doğmadan çocuğun gelişme ortamıyla ilgili bir bilinç oluşmuştu.

Kendi çocuklarıma içim yandı. Evlenmeden önceki bilincimi, kafamın karmaşıklığını, evlendiğim kıza ettiğim eziyetleri ve ondan da acısı, kendi yavrularıma çektirdiğim acıları düşündüm. Biraz daha düşününce kendimin de acı çektiğini anladım ve bu sefer kendi çocukluğuma içim yandı. Daha sonra babamın, anamın çocukluğuna içim yandı. Ve son durak olarak ülkemin tüm çocuklarına içim yandı.

Yine kimseye kızamayacağımı anlayınca, 'bundan sonra ne yapabilirimle ilgili düşünmeye karar verdim. İşte değerli okurum; yazdığım kitaplar, verdiğim seminerler, hazırladığım televizyon programları, 'Ne yapabilirim?' sorusuna verdiğim yanıtların öğeleridir. Sally'nin içinde yetiştiği ortamı görmüş ve anlamış biri olarak onun davranışlarına şimdi daha iyi anlam verebiliyorum. Sally, içinde yetiştiği ailede, varoluşun beş boyutunu da doya doya yaşayabilmişti. Çocuğun hizasına inerek onunla göz göze konuştuğunuz zaman çocuk, 'Sen varsın, sen doğalsın, sen değerlisin, sen güçlüsün ve sen sevilmeye layıksın', mesajı alır ve çocuğun CAN'ı beslenir.

Çocuğuyla randevusuna sadık kalan baba, 'Seninle zaman geçirmek istiyorum, seni özledim', mesajını güçlü olarak verir. Çocuk bu mesajı zihinsel olarak değil, sezgisel olarak alır ve aldığı bu sezgisel mesajlar sayesinde çocuğun hamuru, 'Ben sevilmeye layık biriyim!' diye yoğrulur.

Bir ana babanın çocuklarına verebileceği en büyük miras, varoluşun beş boyutunda beslenmiş ve buna inanmış güçlü bir CAN'dır.


--------------------------------------------

Sevgili Fatoş Sağlam'a bu yazıyı paylaştığı için çok teşekkür ederim. Kıssadan hissesi çok fazla olan; aile - çocuk ilişkisinin nasıl kurulması gerektiği konusunda ibretle okumamız gereken bir yazı.
Anne,baba olanlar lütfen bu yazı dikkatle okuyun ve çevrenizdeki anne, babalara ve henüz ebevyn olmamışlara da okutun.

Tolunay

--------------------------------------------

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 13/8/2007 - 7 yıl sonra yerküre 0.3 derece daha sıcak olacak

Kategori: ALINTI YAZILAR

İngiliz bilimadamları, insan etkisinin yanı sıra okyanuslarda oluşan akıntılar ve kısa vadedeki doğa olaylarının 10 yıl içinde sıcaklık artışını nasıl etkileyeceğini tahmin eden bir model oluşturdu.


Bu modele göre, gelecek 7 yılda yerküre, 0.3 santigrad derece daha sıcak olacak. Bu da bizi bugüne kadar yapılan tahminlerden daha vahim bir tablonun beklediğini gösteriyor...

Bugüne dek önümüzdeki yüzyılda yerkürenin ne kadar ısınacağına ışık tutabilecek tahminlere dayanan pek çok model geliştirildi. İngiliz bilimadamlarıysa, bu kez daha yakın geleceğe önümüzdeki 10 yıla bakıyor. Bu tahminler, küresel ısınmanın çok daha yakın zamanda insanlığı tehdit edeceğini gösteriyor.

Science dergisinin geniş yer ayırdığı modelden elde edilen verilere göre; ısı artışı 2009-2014 arasında daha önceki tahminleri aşacak. Yyerküre gelecek 7 yılda 0.3 derece daha sıcak olacak.

Uzmanlar, okyanus akıntıları ve kısa süre önce gerçekleşen kasırgaların esas alındığı bilgisayar tabanlı modelin en ayrıntılı ve en doğru tahminleri yapabileceği konusunda iddialı.

Zira, modele insan faktörünün yanı sıra okyanusların ısınması, sera gazlarının salımı, fosil yakıtların etkileri ve volkanik patlamalar da katılıyor.

Bilimadamları, bu sayede insanların yüzyıl içinde kendilerini bekleyen küresel ısınma tehdidi yerine yakın gelecekteki tehlikeye karşı daha etkin önlemler alacağını umut ediyor.

Kaynak : NTVMSNBC


Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 21/6/2007 - Şili’de bir göl gizemli bir şekilde kayboldu

Kategori: ALINTI YAZILAR
Patagonya’daki Magallanes bölgesinde bulunan gölün, mart ayında yetkililerin bölgeyi ziyaretinde yerinde bulunduğu, mayıstaki ziyarette ise gölden eser kalmadığının görüldüğü bildirildi.

Yüzey alanı 4-5 hektar olan ve ezilen buzulların sularıyla sürekli beslenen gölün böyle birdenbire ortadan kaybolması, “yerin açıldığı ve gölü tümüyle içine aldığı” şeklinde yorumlandı.

Milli Ormancılık Kurumu bölge müdürü Juan Jose Romero, “Mart ayında bölgeye gittiğimizde her şey normaldi. Mayısta tekrar gittik ve gölün tamamen kaybolmuş olduğunu gördük. Kuru göl yatağında sadece buz yığınları ve büyük bir çatlak vardı” dedi.

Kurumun, gölün nasıl ortadan kaybolduğunu araştırdığı bildirildi.

Bu konuda yapılan spekülasyonlardan biri, bölgedeki bir depremde yerde bir çatlak açıldığı ve suyun buradan aktığı şeklinde...

Kaynak : www.ntvmsnbc.com




Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Sayfa Güncel Sayfa:1 Toplam:6
| Sonraki Sayfa

Ana Sayfa

Profilim

Arşiv

Blog RSS

Son 5 Yazım


[TS] Krizde battı, kendini astı
[TS] ''Umut biziz, biz geleceğiz''
[TS] Notlar
[TS] Blog Action Day 2008-Poverty
[TS] Altın Koza altın gibi mi?...




Kategorilerim





Takip Ettiklerim


İmecem / Hiç yardıma ihtiyacınız oldu mu?
Kara Kutu
Portakalonline
Kahve Molası
Bye Bye Türkçe
Bildirgeç
Farketing
Pazarlama Dünyası
Marka Strateji
ShiftDeleteNet
Fikir Atölyesi
İstanbul Oyuncak Müzesi
Diyalog - A.SelimTuncer
Müzik Kutusu
cember.net
Morfikirler
Xing
Dr. Zeki Yüksekbilgili
Cin Fikir Merkezi
Sanat Çemberi
Alt kültür
Pazarlama Makaleleri
istanbul.com
Kurumsal Haberler
GG
İnovasyon
Can Dündar
Emre Kongar
Nihat Sırdar
Springwise
Trendwatching
NLP Academy Turkey
StumbleUpon
Perakende
Pazarlama Canavarı
TBL
TurkCelil
Genç Kız Sığınma Evi Derneği
Kitap Cumhuriyeti
Bilim,Felsefe,Kültür,Sanat,Edebiyat
Satış Bir İnsan İşidir - Taner Özdeş





İngilizce - Türkçe Tercüme Hizmeti
için lütfen tıklayın





Şu / Bu / O Sarmalı







Google



Söz söylenmiş bir kere; üzerinde düşünmek gerek :

"Gülerken göbeği oynamayan adamdan kork."

Çin Atasözü










© 2006-2009
Blogdaki yazılar kaynak gösterilerek kullanılabilir.